Arayüz Tasarımında Yeni Ekol: Material Design

By | DIGITAL | No Comments

Tasarım dünyasının en büyük avantaj ve -enteresan bir şekilde- dezavantajı tasarım konusundaki sınırsızlık. Bu sınırsızlık tasarımcıya esnek bir yaratım alanı tanırken, kullanıcılar için zorlayıcı olabiliyor. Material Design öncesinde tasarlanmış Android uygulamalarında bambaşka tasarım temalarıyla karşılaşmak kaçınılmazdı. Fakat Google’ın 2014 yılında tanıttığı ve gün geçtikçe tasarım dünyasında kendine yer edinen Material Design ile, kullanıcıların, akıllı telefon devrinden beri sıkıntı yaşadığı şu probleme çözüm bulunuyor: “Nereye tıkladığımda neye ulaşacağım?”

2014’ten itibaren gün geçtikçe kullanımı artan bu ekol sayesinde neredeyse tüm uygulamaların arayüzleri birbirine benziyor ve kullanıcı nerede neyle karşılaşabileceğini, ne yapmak için nereye tıklaması gerektiğini tahmin edebiliyor. Böylece kullanıcılar için birbirine benzer temalar ve kullanım kolaylığı sağlanmış oluyor. Daha ziyade pastel renklerin göz önünde olduğu bu ekolde kullanıcı, birkaç pratiğin ardından her arayüzü kolaylıkla kullanabilir hale geliyor.

Peki, buradan hareketle sektörel olarak nasıl kazanımlar gözetilebilir? Sosyal medya ve dijital dünyanın, eğlendiricilik unsurunun yanı sıra, hayatımıza kattığı en önemli kolaylıklardan biri de ticari ilişkilerde sağladığı pratiklik. Fakat ilgilendiği ürünleri bulmak için her arayüzde farklı farklı deneyimler yaşamak bir internet kullanıcısı için iç açıcı olmasa gerek. Dijital dünyanın hayatımızı, işlerimizi hızlandırması; hobi ve eğlenceye ulaşımı kolaylaştırması elzem, tabii ki. Bunun sağlanması için de temaların ortak bir kompozisyonda buluşmasını Material Design sağlıyor.

2018’de Sosyal Medya Hayatımızın Neresinde Olacak?

By | Uncategorised | No Comments

Yaşadığımız devre “Sosyal Medya Çağı” desek, çok demiş olmayız. İnsanlar gün geçtikçe hızlanan, hızlandıkça değişen ve gelişen bir medya organı ile karşı karşıya. Dijital dünyada reklamcının görevi ise sosyal medyayla karşı karşıya değil, yan yana olmak. Bu bağlamda sosyal medyanın 2018’de nasıl bir seyir izleyeceği konusunda, son yıllardaki eğilimi analiz ederek tahminlerde bulunmakta fayda var.

“Sen” Söylemi!

Bir dönem sosyal medyada en büyük alan kaplayan platform şüphesiz Facebook’tu. İnsanlar Facebook marifetiyle fotoğraflarını, fikirlerini, mutluluklarını arkadaşlarıyla paylaşabiliyordu. Fakat bu kadar geniş bir yelpazeyi kucaklayan bir platformdan birçok yeni platform türemesi de kaçınılmazdı. Takip eden yıllarda Twitter ve Instagram da hayatımıza girdi; dolayısıyla sosyal medya platformlarının çatallanması yolunda ilk adım da atılmış oldu. Duygu ve düşüncelerimizi Twitter’da, görsel hafızamızı Instagram’da biriktirir olduk. Fakat, bu iki platform, biz kullanıcılarına Facebook’tan farklı bir şey sundu. Facebook’ta “Arkadaşlık” şeklinde sağlanan iletişim bu iki platformda “Takip” adını aldı. Yani sosyal medya bir noktada ego besleyen bir yapıya büründü.

Tüm bunlar neyi açık ediyor peki? Sosyal medyanın geleceği konusunda en çok kabul gören öngörü içeriklerin kişiselleşeceği yolunda. Yani, markaların benliğe değil, “sen”liğe  dokunduğu bir dönem bekliyor bizi. Bu dokunuşun şekli, yöntemi henüz açığa çıkmış değil. Fakat sosyal medya reklamcılığının geleceği daha kişiye özel ve tabiri caizse “nokta atışı” reklamlar olacak.

Daha az metin, daha çok görsel

Sosyal medyanın, iletişim kültürümüzde değiştirdiği bir diğer şey de içeriğin yöntemi. Eskiden daha çok yazı üzerine bir medya anlayışı hakimken, bugün görsel asıl odak noktası. Bir sosyal medya kullanıcısının bir post’a, onu anlamak için ayırdığı vakit 7 saniye; o da eğer görürse! Timeline’ında aşağı doğru inen bir kullanıcının dikkatini çekmek yazıyla değil görselle mümkün. İş burada da kalmıyor; fotoğraflar bile artık yetersiz! Hatta uzun videolar bile kullanıcının ilgisini çekmeyebiliyor. Dolayısıyla sosyal medyanın evrildiği yer görsel, görselin evrildiği yer kısa videolar.

Sosyal medyadan çıkan çekirdek mecra: Stories

Stories özelliği SnapChat’in ardından Instagram, Facebook ve Whatsapp’a da geldi. Neden? Çünkü insanlar -haklı olarak- içeriğin en tazesini görmek istiyorlar. Genellikle 24 saat gibi bir maksimum yayın süresi sağlayan stories özelliği sosyal medya içerisinde başlı başına bir çekirdek mecra oluşturuyor. 2018 yılı Stories’in markalar için önem kazandığı bir yıl olacak. Hele ki, doğrudan link vermenin mümkün olmadığı Instagram’da, stories ile satışa veya detaylı bilgiye yönlendiriciliğin sağlanması bunu hayli mümkün, hatta kaçınılmaz kılıyor.