Z Jenerasyonun 40 Yıllık Hatırı!

By | DIGITAL, Food for thought | No Comments

“Bir acı kahveni içmeye geldim” cümlesini artık duyamıyoruz çünkü ‘acı kahve’ tanımlaması “acelem var, çabuk yap kahveyi, içeyim, gideyim” anlamına gelmektedir. Bir önceki yazımızda da bahsedildiği gibi “üçüncü mekân” olarak tanımlanan yerler, aslında büyük kahve zinciri firmaların Türkiye’ye girmesiyle başladı. Türk Kültüründe daha öncesinde olmayan ve bir anda bu kadar popüler olan bu kahvecilerin sırrı nedir?

Bu markalara bu kadar bağlanmamızdaki sır kesinlikle internet. Bizim (U.CAN.BE Digital olarak) yaptığımız gibi bir şeyleri dijitale taşımak. Kahve zincirleri de kahveyi dijitale taşıdılar. Aslında kurduğumuz “Sabahları 1 bardak double espresso shot içmeden ayılamıyorum” cümlesinin de sebebi internet. Eskiden bir kahvenin 40 yıl hatrı vardı, şimdi ise 40 saatlik internet hatrı var. Şu anda kahveyi mümkün olduğunca yavaş, interneti ise bir o kadar hızlı tüketmek istiyoruz. İnterneti tüketirken de farkında olmadan kahve bağımlısı oluyoruz. Toplumumuz tarafından bilinen bir hikâye vardır. Hikâye şöyle;

1989 yılı… Türkiye ilk defa pizza dükkanlarıyla tanışır. Türkiye’ye birkaç dükkân açarak pazarın nabzını yoklayan ünlü marka aldığı sonuçla şoka girer. Bekledikleri gibi olmaz. Boğazına düşkün olduğu için pizzayı seveceğini düşündükleri Türk tüketicisi, pizzayı sevmez.Dükkanlar kapatılır.Geri dönülür.
“1991 yılı. Murakami-Wolf-Swenson Productions’ın ürettiği Ninja Kaplumbağalar çizgi film dünyada büyük ilgi görür.Yapımcı şirket Türkiye’deki bir özel kanala bu çizgi filmi teklif eder. Kanal şaşkındır, fiyat gerçekten olması gerekenin %10’udur. Adeta kapandaki peynir gibi duran bu teklifi kaçırmaz özel kanal.Yayınlanmaya başlar. Ninja Kaplumbağalar Türkiye’de de çok tutulur.Oyuncakları, rozetleri, kartpostalları, defterleri ve kitap kapları ile müthiş bir pazarlama da beraberinde gelir.
Birden çocukların pizza isteklerinde inanılmaz bir patlama yaşanır. Anneler ise pizza yapmayı bilmezler ve bu bilinmezlik sayesinde Türkiye’de pizza şirketlerinin devri başlar.”

Üstteki hikâyedeki “kapandaki peynir” günümüzde internet adını kullanıyor. Kahve zincirlerini; toplantılarımızı ve iş görüşmelerimizi yaptığımız, görüntülü konuşmalarımızı gerçekleştirdiğimiz, fikir alışverişi yaptığımız bir yer haline getirdik ve bunun karşılığında beklentimiz internet. Aslında bize verilen internet ile birlikte içilen kahve sayısı ölçüldüğünde 1 kişi bir ayda internet faturasının %100’ünden fazlasını karşılıyor.

Fikrimizce, yakında dijital kahve çağı başlayacak ve bu da 5.nesil kahve olarak geçecek. Vücuda alınması gereken kafein miktarı da mağaza interneti hesaplarında toplanacak ve internetimizi kapadığımız zaman mağaza çalışanları tarafından vücudumuza yüklenecek.

 

 

 

 

 

Zuckerberg ile gizlimiz saklımız kalmadı!

By | DIGITAL | No Comments

1964 yılında ünlü Kanadalı İletişim Teorisyeni Marshall McLuhan’ın Küresel Köy (Global Village) kitabı basıldı ve
aslında günümüzden bahsetti: “İnternet sayesinde dünya küçük bir köy haline gelecek ve her internet kullanıcısı bu köyün vatandaşı olacak.” Bu söylem günümüz için sıradan ve alışılmış bir söylemken 1964 yılında bunu görmek gerçekten inanılmaz bir öngörüdür. Teorisyenlerin hala üzerinde tartıştığı bu konuda 2 farklı görüş vardır. Bu görüşlerden ilki, ‘Arama motorları ve Sosyal Medya mecraları ile aslında daha da özgürleşiyoruz. Dünyanın öbür ucundaki insanlarla 2-3 saniye içinde iletişime geçebiliyoruz’ derken; diğeri, ‘Sosyal medya ile kontrol ediliyoruz ve bilgilerimizi herkes ile paylaşıyoruz’ der.

90lı yıllarda; o zamanlar insanlık için büyük fakat günümüz için küçük atılımlar, Sosyal Medyanın başlangıç fitilini ateşledi. Sosyal medyanın daha dutluk halinden rezidans haline geçiş yapmaya yeni başladığı yıllarda günümüzdeki gibi direkt olarak isimlerin değil, ‘Nickname’ olarak bilinen Takma Adların kullanımı daha yaygındı. İnsanlar kimliklerini vermedikleri için güvende oldukları düşüncesi ile daha cesur olduklarına inanıyorlardı. Bu da bize, diğer bir iletişim teorisi olan Mass Society Theory’de (Kitle Toplumu Teorisi’nde) bahsedilen  “İnsanların, Sanayi Devriminden sonra köylerden kentlere göç etmesi ile birlikte herkes anonim olmaya başladı” söylemini anımsattı. İnternetteki kullanıcıların anonim olması sadece köylerden kente göçün değil, kentlerden de internet vatandaşlığına göçün başlamasına sebep oldu. Sosyal medyanın yükselişi ile birlikte anonim olarak halka karışmış kullanıcılar topluma açık yerlerde, üçüncü mekanlarda (3rd Place), bilgisayarlarıyla online oldular. Bununla beraber gizlilik duvarları, Facebook, Google ya da Twitter’ın gizlilik ilkelerinden önce, toplumdaki şahıslar tarafından yıkılmış oldu.

Sonrasında hayatımıza Facebook, Twitter, Instagram gibi sosyal medya araçları girdi. Tüm platformlarda Gizlilik Politikası olmasına rağmen insanlara gerçek ad-soyad kullanmalarını zorunlu kılmadan bu platformlara üye olabileceklerini söylediler. Fakat kullanıcılar “Ad-Soyad” yazısını gördükten sonra anonimliği, takma adı (Nickname) bırakarak bir anda direkt gerçek isim- soyisimleri ile üye olmaya başladılar. Üye olunurken “okudum, anladım ve kabul ediyorum” şeklinde kutu halinde olan gizlilik sözleşmesini okumadan, anlamadan, okusalar kabul etmeyecekleri maddelerle onayladılar. Bu ve üstte bahsedilen kilometre taşları bizi günümüze, yani “Sosyal Medya Güvenli mi?” tartışmasına getirdi.

 

Facebook son zamanlarda, sık sık skandallar ile gündeme geldi. En son olarak 8 Kasım 2016’daki Amerikan Başkanlık Seçimlerinde etkin rol oynaması ve kullanıcı bilgilerini analiz için kullandığı ortaya çıkması ile dünya gündeminden düşmeyen ve her kullanıcının aklına “Güvende miyiz?” kuşkusunu düşüren Facebook, Amerikan Mahkemeleri tarafından ifade verilmeye çağrıldı. Facebook, Gizlilik Politikasını 1 gecede değiştirmesi ile tüm kullanıcıların gizlilik ayarlarını “herkese görünür” hale getirdi. Bu değişim aslında “sosyal medya ile kontrol ediliyoruz” diye düşünen teorisyenleri haklı çıkartmaya başladı.

Hatta farklı bir boyuta geçerek, kişisel bilgilere göre reklam yapma çağına ulaştık. Kişisel Bilgilere Göre Reklam ile ilgili çoğu kişinin bildiği bir hikâye vardır. Hikâye şöyle;

Bir market bir eve sürekli hamilelik ile ilgili ürünlerden oluşan broşürler göndermeye başlar. Evin babası, evlerinde 17 yaşında bir kız olduğu ve bu broşürlerin kızı hamileliğe özendirdiğini düşünerek markete gider ve markettekilerle kavga eder. Bu kavganın sonucunda kızının Google’da hamilelikle ilgili düzenli olarak aramalar yaptığını ve süper marketin de bu broşürleri kişilerin ilgi alanına göre yolladığını anlar. Bunun üzerine baba, kızının hamile olduğunu öğrenir.

Kullanılan çerezler ile kişisel bilgilerimiz arama motorlarının hafızasında saklanıyor ve bize ilgi alanlarımızla ya da merak ettiklerimizle ilgili reklamlar yapılmaya başlanıyor. ‘Pizza ile ilgili konuştuktan hemen sonra pizzacılar mesaj atmaya başlıyor’ ya da ‘Google’da bir şey arattıktan sonra hemen Facebook’ta bununla ilgili reklam görüyorum’ gibi cümlelerinizin sebebi budur. Bunu sadece Google olarak da düşünmeyin; Facebook, Twitter, Instagram gibi bütün sosyal medya mecraları bunu yapıyor. Bütün bu gelişmeler bizi ‘Güvende miyiz’ sorgulamasına iterken, gelişen ve değişen dünyada reklamcılığı daha da güçlü kılıyor.

 

 

Gelecekten Dijital Pazarlama Haberleri Var!

By | DIGITAL, SOCIAL MEDIA | No Comments

Online alışverişin bu denli geliştiği dönemde kullanıcıların deneyimini dışarıya çıkıp alışveriş yapma deneyimine yakın hale getirme görevini sosyal medyaya üstleniyor. Sosyal medya platformlarının çoğu artık markaların bu platformlar üzerinden ürünlerini tanıtmaları ve satış yapmaları için türlü özellikler geliştiriyor. Kullanıcılar alıcı gözüyle baktıkları herhangi bir ürünün fiyatını gönderi üzerinde görebiliyor ve ürün hakkındaki detaylara kolaylıkla ulaşabiliyorlar. Fakat şimdi gelmek üzere olduğumuz nokta bütün bunların çok ötesinde.

Alıştıra alıştıra ilerlemek adına öncelikle Instagram’dan başlayalım. Instagram belirli markaların kullanımına açtığı etiket özelliğini platform üzerinden ürün tanıtan ve satan tüm markalara verecek. Özellikle sosyal medyada etkinliği revaçta olan Hikayeler üzerinden ilerleyen etiketlerin markalar ve Instagram’ın etkin kullanımı adına olumlu sonuçlar vereceği düşünülüyor.

Etiket özelliğinden yararlanabilmek için markanızın Instagram’ın satış anlaşmaları ve ticaret politikasıyla uyumlu olması, hesabınızın şirket hesabı olması ve bir Facebook kataloğuna bağlı olması gerekiyor. Hesabınız incelendikten sonra onaylandığında artık Instagram gönderilerinizde ürünlerinize fiyat etiketlemesi yapmanız mümkün olacaktır. Ürün etiketleri hakkında detaylı bilgi için Instagram’ın bilgilendirme sayfasına tıklayabilirsiniz.

Bununla da kalmayarak katalogları reklam formatında paylaşma özelliği de gelecek özelliklerin arasında olunca markanızın Instagram üzerindeki varlığı oldukça önemli hale geliyor. Bütün bu özeliklerin bu sene içerisinde yayımlanması öngörülüyor.

Bir sonraki haberi de Facebook’tan alıyoruz. Messenger ve hikayelerde halihazırda kullanılan AR (Augmented Reality/ Artırılmış Gerçeklik) araçlarını kullanıcıların kendi haber akışlarına düşen marka reklamlarından ürünleri denemelerini sağlamak için geliştiriyor. The Social Network insan vücudunu resim çerçeveleri içinde daha doğru şekilde aktarmak üzerine çalışmalar yaptığı duyurdu. Mağaza deneyimini tamamen sanal ortama aktarmak tabi ki de mümkün değil fakat sanal ortamın gerçekliği geliştirilen araçlarla her geçen gün artıyor. Facebook’un bu projesinin vurucu noktası ise internetten alışveriş yaparken o renk sizi açar mı açmaz mı sorusuna siparişiniz elinize ulaştıktan sonra değil ürünü alırken cevap alabilecek olmanız. Tamamen geliştirilip öne sürdüğünde bu özelliğin Facebook’u hem markalar hem de kullanıcılar için vazgeçilmez haline getireceği aşikar.

Gelelim social marketing fısıltılarından sonuncusuna… Snapchat Amazon’la birlikte snap’ini çektiğiniz ürünün görsel benzerlerini Amazon’dan bulmanızı sağlayacak ‘image recognition’ sistemi üzerinde çalışmalar yapıyor. Böylece beğendiğiniz kıyafet, ayakkabı ya da her hangi bir objeye Snapchat aracılığıyla Amazon üzerinden ulaşmak mümkün olacak. Bunun dışında Snapchat kameranızı herhangi bir objeye çevirerek o obje hakkında Google araması yapabilmeniz de Snapchat’ın görüntü tanıma özellikleri üzerinde çalıştığı yeniliklerden bir tanesi. Bu özellik geliştirildiğinde beğenip de soramadığınız için alamadığınız ya da görüp de adlandıramadığınız çoğu şeye bir kamerayla ulaşmak mümkün olacak.

Haftanın sosyal medya ve dijital pazarlama haberleri bu yönde olunca önümüzdeki yıllarda markaların sosyal medyadaki varlıklarının öneminin kayda değer bir şekilde artacağı su götürmez bir gerçek.

Sosyal Medyada Var olmak

By | content, DIGITAL, Internet, SOCIAL MEDIA | No Comments

Şüphesiz ki bulunduğumuz çağ içinde sosyal medya kitlelere ulaşmanın en etkili yöntemi haline geldi. Her mecranın kendi içinde farklı amacı, getirisi ve markalara sunabileceği çeşitli olanaklar vardır. Instagram’da görsellik ön plana çıkarken, LinkedIn’de daha kurumsal çalışmalara yer verilir. Bu şekilde sosyal medya markaların kendilerini tanıtmaları/tanımlamaları, etkileşim kazanmaları ve bu etkileşimi devam ettirerek markalarına değer katmaları için onlara sınırsız olanaklar sağlar. İşin püf noktası bu olanakları yakalamayı ve sosyal medya platformlarındaki profilleri etkili bir şekilde yönetmeyi bilmektir.

Bu noktada atılacak ilk adım markanın kendisini, amaç ve değerlerini iyi tanıyarak hedef kitlesine uygun, anlaşılır ve etkili bir dille; kaliteli yazılı/görsel içeriklerle aktarmasıdır. Öncelikle markanın kendi üslubunu ve stilini oturtması; farklı sosyal medya platformlarına göre bu stili içeriklerine uydurması gerekir. Kısacası etkin olunan platformlarda markanın bir karakterinin olması onu başka markalardan ayırıp tercih edilmesini sağlayacak bir nitelik olacaktır. Ayrıca özgün, marka bazında ilgi çekici, donanımlı ve kitleye karşı anlayışlı içerikler oluşturması markanın öne çıkması adına önem taşır.

Belli bir içerik dili ve dizgisi oluşturulduktan sonra içeriğin sağladığı etkileşimi yakından incelemek odaklanılması gereken nokta olacaktır. Kalitesinin yanında içeriğin değeri sağladığı etki, markaya sağladığı geri dönüşler ile ölçülebilir. Etkileşim ve geri dönüşler içeriğin kalitesi, stili ve üslubu ile doğru orantıda gitmiyorsa markanız için değişim çanları çalıyor demektir. İçeriklerinizin performansınızı sosyal medya analitikleri üzerinden takip etmeniz değişime ihtiyaç duyup duymayacağınızı saptamanızda size yardımcı olacaktır. Sosyal medya analiz uygulamaları farklı sosyal medya platformlarında içeriklerinizin performansı; içeriklerin kime ulaştığı, beğeniler, yorumlar gibi bilmek istediğiniz ve stratejinizi geliştirebileceğiniz bütün verileri size sunarak markanız için gerekli değişimleri size gösterecektir. Konu değişime gelmişken söylemeliyiz ki sosyal medyada “değişmeyen tek şey; değişimdir”. Sürekli gelişen ve değişen dünyada olduğu gibi; Instagram, Twitter, Facebook gibi her gün yeni bir özelliğin geldiği başlıca sosyal medya platformlarında da “aynı nehirde tekrar yıkanamazsınız”. Profilinizin karakteri ve stilinizden uzaklaşmadan içeriklerinizi hedef kitlenizin geri dönüşlerine, beklentilerine ve ihtiyaçlarına göre geliştirmeniz gerekir. Adeta bir insan yaratır gibi markanızın karakterini oluşturduktan sonra o karaktere yeni özellikler ekleyerek gelişmesine, değişmesine ve kendisine yeni anlamlar kazandırmasına izin vermelisiniz.

Takipçileriniz sadece sayılardan ibaret değildir; insanlar rutini ve düzeni rahatlatıcı bulsalar da bu monoton hale geldiğinde bir kaçış yolu ararlar. Sosyal medyada kaçış yolunu bulmak da hayatta olduğu kadar zor değildir. Daha önce ilgilerini çekerek baktıkları fotoğraf ve yazıları beğenmeden, okumadan geçmek kolaydır, bir adım ilerisine baktığımızda markanızı takipten çıkarmak ise üç saniyelik parmak hareketine bağlıdır.

Markanız için bir karakter oluşturdunuz, analitiklerinizi takip ettiniz, gelişmekte ve değişmektesiniz… Bir sonraki adımınız ne olmalı diye sorarsanız cevabı etkileşimi ilerletmek. Etkileşim kelimesi işteş bir kelimedir, karşılıklı yapılır. Sadece takipçileriniz sizinle etkileşime geçmez, kuvvetli bir etkileşim için sizin de bu etkileşime dahil olmanız gerekir. Biri size yorum yazdığında beğenmeli hatta gerektiğinde cevap vermelisiniz. İnsanlar sosyal varlıklar olduğu için bir adım attıklarında (yorum, direct message vb.) karşılığında kabul görmek isterler. Size yorum gönderen bir insana birkaç kere cevap vermediğinizde o insanın bir daha sizinle etkileşime geçmesi için bir neden olmaz. Pozitif geri dönüşler her zaman beğenilmeli, favorite edilmeli veya yorum yapılmalı. Takipçilerinizin markanızla bir tanışıklığa sahip olması etkileşimin sürekli olması ve artması için önemlidir.

İçerik planlaması bu noktada ayrı önem taşır. Gönderilerinizde ve içeriğinizin kalitesinde süreklilik sağlamak takipçilerinizin size ve içeriğinize güvenmesi sağlar. Sürekliliği sağlamak için her an not alabileceğiniz bir platform bulmak ve içeriklerinizi buradan düzenlemek büyük kolaylık sağlayacaktır. Excel Spreadsheet, WordPress Editorial Calendar gibi uygulamalarla içeriklerinizi düzenlemek, gönderilerinizi  zamanlamak, paylaşım zamanlarınızı aksatmadan sürekliliği sağlamanız mümkündür. Fakat dikkat edilmesi gereken noktalardan biri bu alanda da gerekli değişimleri yapabilmektedir. Bir gönderiyi bütün sene boyunca, her ay aynı saatlerde paylaşmak size her zaman verim kazandırmaz. Şubat ayı ile Temmuz ayının etkileşimin yüksek olduğu saatleri aynı olmayabilir. Bu noktada da yine analitiklerinizi inceleyerek edindiğiniz bilgilerle paylaşım zamanlarınızı aylara ve dönemlere göre modifiye etmeniz sosyal medya hesabınız için en sağlıklısı olacak ve duraklama dönemlerinden geçmeden öne çıkmanızı sağlayacaktır.

Sosyal medyada öne çıkmanın yöntemlerinden bir tanesi de kullandığınız hashtag’lerdir (etiketlerdir). Hashtagler ulaşmak istediğiniz kitleyi spesifik bir şekilde belirlemenize yardımcı olur. Örneğin, markanızla üniversiteli gençlere ulaşmak istiyorsanız #üniversite, #kampüs gibi hashtagleri kullanarak hedef kitlenizi belirlemiş olursunuz.  Markanızla ilgili alanların hashtag gönderilerini incelemek size yapmanız gerekenler, sektörde nelerin ilgi çektiği ve kendi alanınızda sizin hakkınızda ne konuşulduğu gibi önemli, üzerine gidebileceğiniz bir bilgi birikimi sağlar. Kendi alanınızla bağlantıda olmak ve güncel içerikleri takip etmek sosyal medya hesaplarınızı yönetirken daha bilinçli ve etkili kararlar vermenizi sağlayacaktır. Ayrıca yaptığınız yarışmaların, etkinliklerin tanıtımını yapmak ve bunlara verilen reaksiyonu, katılımı belirlemek için ideal araçlardır. 

Özellikle Twitter’daki hashtagler size aynı konu üzerinde birçok kişinin görüşünü gözlemleyebileceğiniz bir platform sağlar. Aynı hashtag altına toplanmış kişilerden markanız ve markanızın imajı hakkında detaylı bilgi alabilir, değişiklikleri bu görüşler üzerinden yönetebilirsiniz.

İmaj konusu üzerinden ilerlediğimizde hatırlatmamız gereken nokta şudur ki sosyal medya imajınızı online platformda yönetmenize yardımcı olur ve markanıza katkı sağlar. Fakat imaj yönetim sosyal medya dışında da önemlidir. Ekranın dışında markanıza bir imaj yaratmadığınız ya da bu imajı geliştirmek veya düzeltmek adına bir girişimde bulunmadığınız sürece markanızın öne çıkması zor olacaktır. Sosyal medya kendimiz, markamız adına yarattığımız bir maskedir ve sizi takip eden kişiler o maskenin arkasının boş olduğunu düşünürse o noktadan geri dönmek zordur. Bu nedenle sosyal medya ile markanın ekran dışındaki imajını interaktif bir şekilde yönetmek ve geliştirmek büyük önem taşır.

Sosyal medyanın yarattığı illüzyon hissi de kullanıcı ve marka arasında bir duvar oluşmasına neden olabilir. Bu duvarı aşmak için yarışmalar, etkinlikler düzenlemek, sosyal medya platformları dışında bir iletişim kanalı oluşturmak tanışıklığı ilerletmeye yardımcı olabilir. Tanışıklıkla birlikte sağlanan güven duygusu takipçilerin markanıza ve ürünlerinize gösterdiği ilgiyi arttırarak sürekli hale getirir; sosyal medya içinde ve dışında ön planda olmanıza yardımcı olur.

Reklamda Kültürel Eğilim

By | content, DIGITAL | No Comments

Diğer tüm yaratıcı fikir üretme süreçlerinde olduğu gibi bir reklam fikrinin başarılı olması da, sunulacağı toplumun gelenek frekansına uygun olmasına bağlı. Nasıl ki bir diziyi izlememizi, senaryosundaki “içimizden biri” diyebileceğimiz karakterler sağlıyorsa, bir reklamın bizim üzerimizde tesir sahibi olabilmesi için de aynı bağlantının reklam unsurları özelinde de kurulabiliyor olması gerekir.

Türk reklam sektöründe bu konuda bir kısır döngü ve tutarsızlık olduğu ise yadsınamaz bir gerçek. Bunu biraz açmak gerekirse şunu söylemek mümkün: Ya yurtdışından ithal edilen konsept ve kampanyalarla toplumsal realite ve refleksler göz ardı edilerek reklam yapılıyor, ya da kültürel yapı haddinden fazla kullanılarak, deyim yerindeyse istismar edilerek duygusal bir zorlama sağlanmaya çalışılıyor. Bu durum göz önünde bulundurulduğunda isabetli işler yapmak için nasıl bir “kültür skalası” içinde markayı konumlandırmak ve konuşturmak gerektiği de açığa çıkmış oluyor.

shutterstock_548073523

Tüm yaratıcı fikir üretimlerinde olduğu üzere reklam fikri üretiminde de “yolda görebileceğimiz” insanların sıra dışı davranışları veya başlarına gelen ekstrem durumlar hikaye sağlar. Dolayısıyla reklamın toplumsal realite, refleks ve kültürle çatışmadan başarılı olabilmesi için öncelikle karakterini hedef kitle içinden veya hedef kitle için hazmı kolay bir profilden seçmemiz gerekiyor. Bu karakterde karar kıldıktan sonra ise “olay”ı ekstrem bir şekilde yaratarak ilgi çekilip, sonunda da marka ile pekiştirmemiz gerekiyor. En basit denklem bu olsa gerek. Peki ya sosyal medyada bu nasıl olacak?

Sosyal medyada, geleneksel reklamcılığa nazaran karakter ve hikâye kurgulama kabiliyeti azalıyor. Zira son kullanıcıya ulaşmak için markaya tanınan süre çok daha kısıtlı ve kullanıcıların tercih hakkı sonsuz. Dolayısıyla geleneksel reklam ekollerinde bahsedilen karakterlerin ve olayların kültürel zeminde gerçekleşmesi durumu, sosyal medyada ancak “dil” olarak kendini gösterebiliyor. Bu sebeple sosyal medya mecralarında kullanılan dil, diğer tüm unsurlar için de belirleyici bir rol oynuyor.

İçerik tüketiminin ve kullanıcı bilincinin giderek yükseldiği bu günlerde, gelecekteki tüketici davranışı hakkında çıkarımda bulunmak zor olmasa gerek. Görünen o ki, sosyal medya kullanıcıları ve son tüketiciler markaların dili üzerinde hatırı sayılır bir yaptırım gücüne sahipler. Dolayısıyla git gide globalleşen dünyada dili ve reklam-kültür ilişkisini sabit normlara bağlamak mümkün değil. Bunun yerine markaların tercih etmesi gereken yol, kullanıcılarıyla beraber kendi dillerini yaratmak. Hatta kullanıcılarının, markanın dilini şekillendirmesine müsaade edecek alanı sağlamak. Bu noktada, gelişmekte olan içerik reklamcılığı başrolde. Son kullanıcının bizzat dâhili olduğu bir reklam anlayışı filizleniyor. Markalar yukarıdan veya aşağıdan değil, tıpkı bir birey gibi aynı hizadan konuşuyor kullanıcısıyla. Yani markalar bireye indirgeniyor. Dolayısıyla markamıza bireysel bir kimlik inşa etmek ve o bireysel kimliğin kültürel alt yapısına uygun bir dil kullanmak, marka ile son müşteri arasındaki ilişkiyi pekiştirecektir.

İş Hayatının En İşlevsel Yardımcılarından: Timebound

By | DIGITAL | No Comments

İş hayatının olmazsa olmazlarından biri de deadline’lar. Yapılacak işlerin zamanında yetişmesi, iş verimliliğinin yüksekte tutulması özellikle kalabalık ofisler için hayati öneme sahip. Bu doğrultuda çalışan birçok uygulama olmasına rağmen, bunların içinden bir tanesi “geri sayım” özelliğiyle dikkat çekiyor: Timebound.

İşinizi, tamamlanması gereken tarih ve saate planladığınızda size bir geri sayım yaratan Timebound, bu özelliğiyle daha gerçek, daha “elle tutulur” bir deadline veriyor. Bu sayede yapılacaklar listesinde esnek oynamalar yapılsa bile iş verimliliği düşmüyor. Çünkü, hangi iş için kaç gün, kaç dakika ve hatta kaç saniyeye sahip olduğumuzu görebiliyoruz. Bu katkı, yadsınamaz derecede büyük ve çalışma yaşamını kolaylaştıracak cinsten. Üstelik kullanımı da çok kolay.

Timebound’u kurucusunun dilinden dinleyelim:

Aslında bu uygulama üzerinde çalışmaya başlamamın birçok nedeni vardı. Bir yapılacaklar listesi uygulamasını yüklediğimde, bir zaman sınırı kavramının olmasını bekledim. Bu olayın daha sonrasında ise zaman sınırı uygulamalarını aradım ancak hiçbiri benim için uygun değildi.

Uygulamayı yazmamın bir başka sebebi de aslında hackathonlarda prototip yapmak yerine, çalışan gerçek uygulamalar yapmaya başlamaktı. Okulumun bilgisayar kulübünde fazla mesai yaparak öğrenmiş olduğum tasarım, geliştirme, siber güvenlik ve pazarlama becerilerini kullanmak istedim. Tüm bunlardan en iyi şekilde yararlanmak için, tüm bu becerileri uygulamam içine koydum.”

Instagram Algoritmasında Büyük Değişiklik

By | DIGITAL, Internet, SOCIAL MEDIA | No Comments

Instagram, yaptığı güncellemeler ile 2018’de zaman tüneli akışı, erişim ve etkileşim oranında büyük değişimler yaratacak. Yeni düzenleme ile, daha çok etkileşim alan paylaşımların, zaman tünelinde daha yukarıda görünmesini sağlıyor. Belli bir etkileşim oranına çıkamayan paylaşımlar ise takipçilerin ana sayfasına düşmeyecek. Peki bu durum reklam içeriğini ve yöntemini nasıl değiştirecek? 

Öncelikle, markaların sosyal medya hesaplarını, bireysel bir hesaptan farklı olarak, yorum da alabilecek içeriklerle desteklemesi gerekecek. Zira, yorumlar ve yorumlara verilen yanıtlar etkileşim oranını ciddi oranda etkiliyor ve paylaşımın daha yukarıda görünmesine imkan sağlıyor olacak. Markaların, buna uygun paylaşımlar yapmalarının da sosyal medya reklamcılığının dilini ve yöntemini sil baştan değiştirmesi kaçınılmaz. Önümüzdeki süreçte daha çok soru-cevap, yarışma ve ödüllü kampanya içeriği ile karşılaşmamız işten bile değil. Ayrıca, Instagram içinde bir “mikro-mecra” vazifesi gören Stories de, bu değişimden etkilenmemesi sebebiyle daha ön plana çıkacak. 

Özet olarak, markaların uyguladıkları sosyal medya reklam modeli, kullanıcıya ulaşmak bakımından birçok yeniliğe açık olmalı. Instagram, markaları “Söyleyen” pozisyonundan “Sohbet eden” pozisyonuna çekmeye kararlı. Dolayısıyla markalar da, takipçileriyle daha yakın ilişkiler kurmak için yöntemler aramalı; sorular sormalı, yorumlara yanıt vermeli ve etkileşim oranını yüksek tutmak için yatırım yapmaktan sakınmamalı. 

Youtube’un Beklenen Uygulaması Youtube Go Yayına Girdi!

By | DIGITAL, Internet, SOCIAL MEDIA | No Comments

Youtube’un uzun süredir üzerinde çalıştığı Youtube Go 130 ülkeyle aynı anda Türkiye’de de yayına girdi. Öncelikli olarak Hindistan’da test edilen, ardından Endonezya başta olmak üzere başka birçok ülkede daha test yayınına giren Youtube Go dijital hayatımıza birçok yenilik katacak.

Youtube Go’nun kuşkusuz en büyük avantajı internet erişimine sahip olmadığımızda da video izleyebilmemizi sağlayan uygulama için indirmeler sağlaması. Bu özellik sayesinde, izlemek istediğiniz bir programı WiFi’ye bağlıyken indirip sonrasında izleyebilirsiniz. Diğer video indirme programlarından farklı olarak Youtube Go’da videolar uygulama içinde kalıyor ve izledikten sonra kolaylıkla silmek mümkün oluyor.

Özellikle Endonezya’daki test yayını süresince birçok sosyal yardımlaşma platformu tarafından da kullanılan Youtube Go, medya sektörü ve medya kullanımı gerektiren birçok platform için, takipçiye ulaşmayı kolaylaştıran bir alan sağlayacak.

Arayüz Tasarımında Yeni Ekol: Material Design

By | DIGITAL | No Comments

Tasarım dünyasının en büyük avantaj ve -enteresan bir şekilde- dezavantajı tasarım konusundaki sınırsızlık. Bu sınırsızlık tasarımcıya esnek bir yaratım alanı tanırken, kullanıcılar için zorlayıcı olabiliyor. Material Design öncesinde tasarlanmış Android uygulamalarında bambaşka tasarım temalarıyla karşılaşmak kaçınılmazdı. Fakat Google’ın 2014 yılında tanıttığı ve gün geçtikçe tasarım dünyasında kendine yer edinen Material Design ile, kullanıcıların, akıllı telefon devrinden beri sıkıntı yaşadığı şu probleme çözüm bulunuyor: “Nereye tıkladığımda neye ulaşacağım?”

2014’ten itibaren gün geçtikçe kullanımı artan bu ekol sayesinde neredeyse tüm uygulamaların arayüzleri birbirine benziyor ve kullanıcı nerede neyle karşılaşabileceğini, ne yapmak için nereye tıklaması gerektiğini tahmin edebiliyor. Böylece kullanıcılar için birbirine benzer temalar ve kullanım kolaylığı sağlanmış oluyor. Daha ziyade pastel renklerin göz önünde olduğu bu ekolde kullanıcı, birkaç pratiğin ardından her arayüzü kolaylıkla kullanabilir hale geliyor.

Peki, buradan hareketle sektörel olarak nasıl kazanımlar gözetilebilir? Sosyal medya ve dijital dünyanın, eğlendiricilik unsurunun yanı sıra, hayatımıza kattığı en önemli kolaylıklardan biri de ticari ilişkilerde sağladığı pratiklik. Fakat ilgilendiği ürünleri bulmak için her arayüzde farklı farklı deneyimler yaşamak bir internet kullanıcısı için iç açıcı olmasa gerek. Dijital dünyanın hayatımızı, işlerimizi hızlandırması; hobi ve eğlenceye ulaşımı kolaylaştırması elzem, tabii ki. Bunun sağlanması için de temaların ortak bir kompozisyonda buluşmasını Material Design sağlıyor.

Twitter Flood’ları Artık Daha Pratik

By | DIGITAL | No Comments

Twitter’ın hayatımıza kattığı en güzel şeylerden biri de Flood’lar. Kelime anlamı “sel” olsa da Türkçe’ye en uygun çevirisi “dizi” olsa gerek. Özellikle Twitter fenomenlerinin başından geçen veya kurgusal hikayelerini anlattıkları Flood’lar oldukça ilgi çekici. Fakat gerek araya giren takipçi yorumları gerekse aynı Flood’u sonradan bulmanın zorluğu bu ilgi çekici yöntemi zorlaştırıyor.

Twitter buna çözüm olarak “Dizi” özelliğini getiriyor. Artık kullanıcılar tweet’lerini yazarken yanda bulunan artı ikonu yardımıyla yeni bir tweet’e devam edebilecekler. Böylelikle tüm hikayeyi aynı anda yayınlama ve sonradan ilaveler yapmak mümkün olacak. Hem tweet sahibi hem de takipçiler için kolaylık sağlayacak bu yöntemle markaların dizi halinde içerik üretmesi de mümkün olacak.